28 Ekim 2010

' sevgilim savaşlar yaşanıyor, ellerini ver çogaltabiliriz kendimizi. '
- Hala aklının bir ucunda dururdu son sözleri, deger verdigi tüm dostları yitip gitmişti aklından. gitmeyenleri de o yok etmişti belli ki. kendini bilmezdi böyle zamanlarda, onlar bildigini zannederken tüm adılları ile dalga geçerdi, tüm sıfatlarıyla, yüklemleriyle geçer giderdi.. Ondan ve onun gibilerden. Aklına koydugu tüm düşünceler için suçlardı kendini.. sert saçlarını, ellerini, postallarını suçlardı. Yakışmıyordu ona bunca suskunluk, bunca kötümserlik. tüm sevdikleri yitip gitmişti aklından, gitmeyenleri de o yok etmişti belli ki.
Yaşadıgı mutlu günleri hiçe sayıp derin bir acı ile dayadı derisini, o yabancı maddelere.
Sıradan görünen bir ekim gecesinde.
- Bütün kugular beyazdı, siyah bir kugu görene kadar.

16 Ekim 2010

Tatlıydın belki..
bir kuş kanadıydın
tüyleri dökülen
mevsim degişikliginden.

Sancıydın belki..
akşamdan kalma bir adamdın
zayıf kollarındaki
kan pıhtılarını hissetmeyen.

Tatlı bir sancıydın
sevilebilirdin;
deniz kokusunu
hatırlatmadan hemen önce,
maviye dokunmadan biraz önce
incitmeden çok az önce.

- teğet geçen birşeylerin hatrına, yaşatırım seni derinlerimde.
Skunk anansie - Hedonism.
-çünkü kış güneşini severim; hatta yaglıboyayı ve birkaç insanı bile.

14 Ekim 2010

-Hiç linç edilmedigim halde kendimi linç edilmiş gibi hissediyorum..
onun da böyle hissettigine eminim.
-İnsanlar mutlu ve mutsuz olmak üzere ikiye ayrılırdı lugatımda, çok eskiden.
bu kadar basitti herşey..ne biraz fazla ne biraz az.
mutlu yada mutsuz.
başka bir kalıp yoktu
ama artık benim sandıgım herşey başkalarının dünyasında da varoldugundan ötürü
bu da önemini kaybeden yargılarımdan herhangi biri..
insanlara kendimden birşeyler verdikten sonra,
bunu sahiplenmelerini garipsiyorum sadece.
Önyargılarımı yıktıgım gün ölecegime eminim,
ölmek istemiyorum, yıkmak yakmak istemiyorum.
kim beni zorlayabilir?
Sen ile ben, bir günah'a ortak olduk.
inançlarımızın dibine vurup
kanlar içinde mutlu mutlu savrulduk
bu korkutan güzelliklerin sonunda
günah çıkartmak isteyen hep ben oldum
sevgilim.

10 Ekim 2010

-Sabahın 9'undan beri çeşitli insanlarla telefondan haberleşip plan yapıyorum mesela. saat 14.46 oldu ve ben hala duşa girip ne giyecegimi düşünmek için enerji topluyor gibi yapıyorum. bugün taksim'e gitmem şart mesela.ama yanıbaşımda sıcacık yatagım duruyor ah. bir de bengisuyla içimize dert oldu şu topshop'taki çanta. benim olacak fıstık diyorum ve gidiyorum buralardan.

Biraz karışık gibin ama degil aslen.

'Aşık olmak acı çekmektir.
acı çekmemek için kişi aşık olamamalıdır.
ama kişi sonra aşık olmamaktan dolayı acı çeker.
bu yüzden aşık olmak acı çekmek, aşık olmamak acı çekmek, acı çekmek acı çekmektir.
Mutlu olmak aşık olmaktır, mutlu olmak o zaman acı çekmektir ama acı çekmek kişiyi mutsuz eder.. bu yüzden mutsuz olmak için kişi aşık olmalı yada acı çekmeyi sevmeli, ya da çok fazla mutluluktan dolayı acı çekmeli !

umarım bunu yazıyorsundur.

-Aşk ve ölüm. Woody Allen

6 Ekim 2010

- Bu akşam keyfi yerindeydi, yemegin sonunda elmacık kemikleri hafif kızarmış, gözleri parlıyordu.onu bu kadar sakin ve tekdüze görmek giderek seyrekleşen bir şeydi..nasıl söylesem, neredeyse mutluydu! evet mutluydu, heyecandan yogurduma şeker koymayı unutmuştum.
-neden hep böyle degilsin?..diye sordum.
Bana öyle bir baktı ki soruyu tekrarlama istegim kalmadı.bu konuyu şimdiye kadar en az yüz kez konuşmuştuk neden hala ısrar ediyordum..neden hala bu konuya dönüyordum ki?..acaba hala kelimelerin büyüsüne mi inanıyordum? Yada konuştukça acılarımızın dinecegine falan? bu konu hakkındaki son sohbetimizin üzerinden çok zaman geçmemişti. Tanrım, demişti ürpererek..hayatın bana karşı oldugunu anlamıyor musun, hiç bir şeye hakkımın olmadıgını anlamak için en ufak bir şey istememin yeterli oldugunu, küçük bir cenine bile sahip çıkamadıgımı..
Ve inanın bana o bunları söylerken etrafında bir yıgın kapının suratına çarpıldıgını ve ona ulaşmak için yapabilecegim hiç bir şeyin olmadıgını görebiliyordum.ona yanıldıgını yada her şeyin yoluna girebilcecegini kanıtlamak için yenik fikirlerimle ortaya çıkmanın bir anlamı yoktu. Her zaman üçüncü derece bir yanıgı iyileştirmek için elinde bir bardak suyla orta yerde bitiveren bir alık bulunur.. mesela ben.

- Zorg.
- Çünkü bu kadar mutluluk bana batıyor bildigin!
batıyor ama acıtmıyor kehkeh.
- Olan oldu, biten bitti
olan biten herşey eskidi
ve sen hala..
her sabah
her gece
yeniden
yanıma sokuluyorsun
olanın bitenin agzına sıça sıça
sevdirtiyorsun
kendini.

şubat 12
-Berrak sudaki kırmızı balık
sana canım demek için
canımdan bir parça
verdim.
dışı sevda, içi zindan degiliz artık
gözlerimden sızan güvensizligi, kuşkuyu
hiç bu renk bir sevgiyle yenmedim ben
ve güzelim, sana sundugum degerleri
karşılıklar içinde büyütmedim.

ıslık, green grass
pilli bebek

3 Ekim 2010

- Üç harfli bir adı var mesela, ne kadar da şirin tanrım.
inanç sahibi olmamda etkili !
Gel ve son kez bak bana,
bu boş odanın ortasında küçücük kalmış bedenime.
son kez kıvrıl soguk yatagında, sabaha karşı dört sularında.
giyme giysilerini, üşüsün ayakların son kez
damarının üstüne koy tüm agırlıklarını, omzundan indir birşeyleri.
burnum omzunda kalmış bak, unuttum burnumu oralarda.
agırlık yapmış belli ki sana.
mevsimleri bırak, burnumu, ellerimi, kokunu bırak
tüm hüzünlü aşk sözlerini al gel..
gel ve son bir kez bak bana,
bu boş dünyanın ortasında küçücük kalmış moleküllerime.

-yeni bir son'a.